ATATÜRKÜN İLKELERİ

Atatürk'ün en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bu yeni ve çagdas devleti kuran büyük önder, Türk vataninin ve devletinin bagimsizligina,Türk ulusunun özgürlügüne dayali bu genç devletin kurulmasi savasimlarini verdikten sonra, "ilelebed payidar olacagini", sonsuza dek yasayacagina inandigi cumhuriyeti gelecegin genç kusaklarina emanet etmistir. Cumhuriyet adini verdigi yeni devletin çagdas demokratik yönetim temeline oturan toplum yapisini da çagdas dünya görüsüne göre olusturmustur. Bu yapiyi olusturan çagdas dünya görüsü olan Türk devriminin korunmasi da bu kusaklarin görevidir.
Atatürk'ün "Türk Devrimi" dedigi toplumsal degisme ve olusmanin degismez ilkeleri, onun ölümünden sonra "Atatürk Ilkeleri" deyimiyle yeni Türkiye'nin yasama felsefesinin ana kaynagi olmustur.

     Atatürk ilkeleri, Türk devriminin dayandigi temel düsünce ve inançlarin özüdür. Devrimler, yeni Türkiye'nin ruhu, ilkeler de bu ruhu yasatan gücün kaynagidir.Türk ulusunun çagdaslasmasinin durmadan gelisip sürecegi inancini özetleyen Atatürk Ilkeleri, sonsuzluga akip giden ulus varliginin sonsuz dinamizmidir.

     1924 ve 1961 Anayasalarinda da açik seçik yerini bulan bu ilkeler, kaderde ve tasada birlesen bireylerinin ortak mutlulugunu amaçlayan ve birbirinden ayrilmaz bir bütün olusturan bir ulusal inanç olarak yasayacaktir. Türk ulusu ve gençligi, hergün ileriye dogru gelisen atilimlarinda, sasmaz bir hedef olarak Atatürk Ilkeleri dogrultusunda inançla yürüyecektir.

Atatürk Ilkelerinin Olusumu Ve birbirleri ile Iliskisi
      Atatürk Ilkeleri, tarihsel süreci içinde Türk ulusunun ve toplumsal yapisinin gereklerinden çikmis, çagdaslasma gereksinimin yarattigi toplumsal ilkelerdir. Kavram ve sözcük olarak kullanilmaya baslanmasi, Türk ulusunun yasam çizgisi sürecinde, toplumsal vicdanin özünde sakli birer inanç olarak olaylarin dogal gelisimiyle ortaya çikisindan sonradir.
Özgürlükçülük, Cumhuriyetcilik ve Milliyetçilik yeni devletin kurulmasinda ulusun özünden kopmus birer yasama ve var olma savasiminin temel ilkeleridir. Halkcilik ve Devrimcilik bagimsizligini kazanmis Türk ulusunun çagdaslasma gereksiniminin yaratici kaynaklaridir. Laiklik ve Devletcilik, yeni devletin çagdas bir kimlik kazanmasinin dogal sonucudur. Bariscilik, Gerçekcilik ve Akilcilik, ötekilerin hepsinin itici gücü olmus, ilkelerin tümünün birbirleriyle kaynasik bir bütün olusturmasini saglamistir.

     Özgürlükçülük ilkesi, Kurtulus Savasinin iki ana sloganiyla özetlenebilecek olan "Ya bagimsizlik, ya ölüm" ve "milli misak (ulusal ant)"in özünü belirler. Kaynagini Türk ulusunun tarihsel niteliklerinden alan bu ilke, kurtulus savasi boyunca ulusal direnisin itici gücünü olusturmustur. Ulusal Ant, Atatürk tarafindan kaleme alinip 28 Ocak 1920'de kabul edilmisti.

     Genç Türkiye devletinin demokratik esaslara dayali ilk yönetim biçimi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetiminin saglam kurallara baglanarak çalismasini öngören "Halkçilik Programi" da 13 Eylül 1920'de yine Atatürk tarafindan meclise verilmisti.

     Atatürk Ilkelerinin tümü, yeni Türkiye'nin atilimlirina kaynak olarak "dokuz umde" adiyla 8 Nisan 1923'te yine Atatürk tarafindan ortaya atilan programin uygulama eylemlerinin adim adim gerçeklestirilmesinde tarihsel süreçlerin dogal sonucu olmustur.

     Bu ilkeleri, bu tarihsel olusum ve gelisimin ana çizgileri olarak anlamak ve birbirini bütünleyen bir demet halinde incelemek ve açiklamak gerekir. Bu incelememizde ilkelerin iliskileri ve birbirlerini bütünleyisleri özellikle ön planda tutulacaktir.

Halkçilik
      Devrim Tarihimizde üzerinde duyarlikla titredigimiz, 1924 ve 1961 anayasalarinda yer alan halkcilik ilkesi, Atatürk ilkeleri arasinda demokrasi ülküsünün temelini olusturmaktadir. Bu ilkenin ana özelligi, ülke yönetiminin ve egemenligin kaynagini halk dedigimiz ulus varliginda bulmaktir. Atatürk'ün daha 1920 yilinda meclise sundugu halkcilik programinda halki temsil eden meclisin ulusal egemenligi hangi yöntemlerle kullanacagini saptayan esaslar, 1937'de anayasamizda devletin temel ilkeleri arasinda yer alan halkcilik adiyla yönetimin demokratik kaynagini saptiyordu.
      Egemenligi bir zümre ya da bir aileye baglayan çagdisi biçimlerin yerini alan ve halkin seçimle saptadigi bir meclis araciligi ile yönetim ve egemenlik haklarini kullanmasi yönetimi, genis anlamda "halkin, halk tarafindan halk için yönetimi" halkçiligin özünü olusturur. Devlet ile yurttas arasindaki karsilikli hak ve ödevlerin yerine getirilmesinde düzenleyici kurallari, yasalari yapma yetkisini halk egemenliginde taniyan halkçilik ilkesi, baslica su özellikleri kapsar:

     Yasalar önünde salt bir esitlik öngören ve hiçbir bireye, hiçbir aileye, hiçbir sinifa, ayricalik tanimayan bireyler halktandir. Bu nitelikleri tasiyan bireylerin yönetimi ellerinde bulundurmalari halkçiligin temel özelligidir. Bu bakimdan halkçilik:
a. Ülke yönetiminin demokratikligi,
b. Herhangi bir birey ve sinifa ulusun genel haklari disinda ayricalik tanimamak,
c. Sinif kavgasini kabul etmemek gibi ögelerden olusur.

     Halkcilik ilkesi, ulusal egemenligi genis halk yiginlarinin özgür iradesine baglarken öteki ilkelerden soyutlanmadan degerlendirilmelidir. Akilcilik, özgürlükçülük, ve uygarlikcilik ilkeleriyle çakisan bir ilke olarak halkin olumlu bilimin ve çagdas uygarligin gereklerine göre egitilmesi, yurttaslik bilincinin egitim yolu ile aydinlatilmasi halkciligin temel yöntemidir. Türk toplumunun sosyal, kültürel ve ekonomik kalkinmasinin temelini olusturan egitim kalkinmasi milliyetçilik ilkesinin de ana eregidir. Bu bakimdan egitim yoluyla aydinlatilmis halk, ulusal egemenligin güçlenmesi ve demokrasimizin yasamasinda halkcilik ile milliyetçilik ilkelerinin aydinliginda tek ve gerçek güvencedir.

Devletçilik
      Anayasamizda da yer alan devletçilik ilkesi, tüm ülkelerin ortak amaci olan toplumun esenlik ve mutlulugunu saglayici toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkinmada devletin üstlenmesi gereken görevleri saptayan bir yöntemdir. Genel çizgileri ile özel girisimin yetki ve gücü disinda kalan ekonomik kalkinma ve örgütlenmeyi devlet eliyle ve araclari ile gerçeklestirmek ilkesidir.
Anayasamizin devletin görev ve sorumluluguna biraktigi, yerine getirmekle yükümlü oldugu bellibasli görevleri saptayan maddeleri, devletin, ulusun bireylerinin ve tümünün esenlik ve mutlulugu ile ülkenin güvenlik ve bagimsizliginin korunmasi esaslarini kapsar.

Genel olarak her devletin temel iki ödevi vardir:
a. Ülke içinde güvenligi ve adaleti kurmak ve sürdürmek, bu suretle yurttaslarin her çesit     özgürlüklerini dokunulmazlik altinda bulundurmak,
b. Dis siyasal ve öteki uluslarla iliskileri iyi yöneterek, ülkede her çesit savunma güçlerini, her     an hazir tutarak ulusun bagimsizligini güvence altinda tutmak ve bu ugurda baska çare     kalmazsa, silahla savunmaktir.

Denebilir ki devletin olusturulmasinda amaç bu iki temel ödevin yerine getirilmesini saglamaktir. Çünkü bu ödevlerin yurttaslarin birey olarak yapmaya güçlerinin yetmeyecegi islerdir.

Bunlardan baska devletin ilgilendigi bellibasli isler, bayindirlik, egitim, kültür, saglik ve sosyal yardim, tarim, ticaret ve sanayiye iliskin ekonomik etkinliklerdir.

     Tarimla, tecimle, sanayi ile ekonomik islere devletin girmemesi, bireylere birakmasi gerektigi görüsünde bulunan kurama "bireycilik" derler. Ulusun genel ve ortak çikarlarina ait, siyasal ve düsünsel islerde oldugu gibi her türlü ekonomik islerin de bireylere birakilmayip devlet tarafindan yapilmasinin daha uygun olacagini savunan kurama da "devletcilik" denir.

     Devletin temel iki ödevinin yaninda ekonomik amaçli ödevler, dogrudan dogruya devletin zorunlu görevlerinden görünmemekle birlikte, ana görevlerinin yerine getirilmesinde etkindirler. Vatandasin güvenligini ve esenligini her seyin basinda düsünmek ve saglamakla yükümlü olan devletin, ana görevlerinin yerine getirilmesinde son derece etkili ekonomik amaçli ödevleri de bireylere ya da ortakliklara tümüyle birakabilmek için, bu islerin devletin el koymasina ve yardimina gerek kalmadan yürütülecegine, devletin temel ödevlerini yerine getirmekte güçlükler yaratmayacagina güvenmesi gerekir.

     Bu gibi islerde, bireylerin kurmaya olanak bulamayacaklari genis ve güçlü örgütler gerekebilir. Ya da bu gibi islerde yeterince çikar elde edemeyecekleri için, o islerden vazgeçerler. Oysa ki o isler, ulusça yasamsal bir önem tasiyabilir. Iste devlet onu yapmak zorunda bulunur.

     Devletin, bireye göre amaci çok farkli bir özellik tasir. O, toplumun ortak çikarini ve ilerlemesini düsünür. Bireyleri, özel çikar hirsindan ne ölçüde uzaklastirmak olanaklidir, düsünülmeye deger.

     Anayasamizda da yer alan bu ilkenin, özellikle halkçilik ilkesini bütünleyici, halkçilik ilkesinin gerçeklesmesini saglayacak bir yöntem oldugu gözden uzak tutulmamalidir. Bu ilke, yüzyillar boyu saglanmis teknik gelismeleri, sanayii kisa sürede yurtta saglamayi istemekte, ona çalismakla birlikte, bunlari basarmis ülkelerin, yaptiklari büyük yanlisliklara, içine düstükleri büyük zorluklara ve çeliskilere ugramamak için ortaya konmus ve Atatürk tarafindan gerçeklestirilmeye baslanmistir. Atatürk ilkeleri arasinda özel bir yer tutan devletcilik, ulus birligini, ulus bütünlügünü siniflara parçalamamak; bu siniflar arasinda ulus varligini sarsan, yipratan çatismalara, karsitliklara düsmemek amacina yöneliktir.

     Devletcilik ilkesi, devlet ile bireyin etkinlik alanlarini saptarken özel ve bireysel ekonomik girisim ve etkinliklere set çeken, onlari yok eden bir yöntem degil, ilke olarak devleti bireyin yerine koymamak, fakat bireyin gelismesi için genel kosullari hazirlamak ve bireyin kisisel etkinligini ekonomik ilerlemenin ana kaynagi olarak görmek anlayisidir.

     Kurtulus Savasimiz, "birlik ve dayanisma" ile anamalciligin sömürgeciligine karsi kazanilmisti. Genç Türkiye Cumhuriyeti de bu birlik ve dayanismayi toplumun gelismesi atilimlarinda gerçeklestirmek zorundadir. Nasil, cumhuriyet yönetiminin kurulus baslangicinda sömürücü, anamalci ve isçi siniflari yoksa, çagdas uygarlik yolundaki gelismelerde de sinif karsitliklarina, çatismalarina düsmeden toplum yapisinda ekonomik ve kültürel dengeler saglamak da devletciligin amaçlari arasindadir. Devletciligin bu anlamda uygulanisi, çagimiza ve gelecege uygun özgün bir girisimdir. Atatürk devletciligi, Türk ulusu için oldugu kadar, onun durumunda olan egemenlikleri, özgürlükleri için savasan, anamalci ülkelerin sömürülerinden kurtulmak çabasinda olan uluslar için de toplumsal bir kosul, bir gerekirciliktir.

Devletcilik ilkesi, dogumu, denemesi, uygulanmasi ile ulusal; amaci ve gelecegi ile evrenseldir.

Cumhuriyetçilik
      Atatürk devriminde cumhuriyetcilik, ana ilke ve esas degerdir. Anayasalarimizda öteki Atatürk ilkelerinin yer alisinda dizilis sirasinda en bastadir. Öyle ki anayasamizda degistirilmesi önerilemez maddelerin en basinda gelir. Kisacasi bu ilke anayasanin bagimsiz ana maddesidir.
Cumhuriyetcilik ilkesi, böylece devletin biçimini belirleyerek devlet düzen ve yönetiminde kisisellik ve keyfiligin egemen olmasini önleyen en saglam güvencedir.

     Ulusal Kurtulus Savasi, baslangicindan ölümüne degin Atatürk, halk yönetimini, devleti halkin yönetmesini, yönetimin halkin eline geçmesini, devletin bir halk devleti haline gelmesini savunmustur. Bu bakimdan Cumhuriyetcilik ilkesi, halkçilik ilkesiyle birlesir ve "Egemenlik Ulusundur" özdeyisinde en özlü anlatimini bulur.

     Egemenligin ulus tarafindan kullanilmaya baslandigi 23 Nisan 1920 gününden itibaren özgürlük ve bagimsizlik savaslarini kazanan Türk ulusu, kendi yönetim biçimini belirlemis, bu yönetim biçimi ayni zamanda ulus seref ve onurunu kurtarmak için en güçlü araç olmustur. Cumhuriyet yönetimi daha o günden seçmis olan Türk ulusuna seslenen büyük önder su tümcelerle cumhuriyetin bagimsizligin ayrilmaz parçasi oldugunu vurgulamistir:" Bugün ulastigimiz sonuç, yüzyillardan beri çekilen ulusal yikimlardan uyanmanin ve bu sevgili vatanin her kösesini sulayan kanlarin karsiligidir. Bu sonucu Türk gençliginin korumasina birakiyorum."

     "Ey Türk Gençligi: Birinci ödevin Türk bagimsizligini, Türk Cumhuriyetini sonsuza degin korumak ve savunmaktir."

     Bu sözleri ruhuna ve varligina perçinlemis olan Türk ulusu, cumhuriyeti dünya durdukça korumaya and içmiçtir. Cumhuriyetcilik, öteki Atatürk ilkeleriyle birlikte ugrunda ölümü göze alma inancidir. Çünkü, demokrasinin esanlamlisi olan Cumhuriyet, ulus egemenligini en iyi simgeleyen, en yüksek, dolayisiyla Türk ulusuna en layik ve onun yüce ruhuna en uygun bir devlet yönetimi biçimidir.

Milliyetçilik
      Atatürk Ilkeleri arasinda son derece önemli bir ilke olan milliyetcilik, akilcilik, gerçekcilik, barisçilik ve cumhuriyetcilik ilkeleriyle bütünlesen ve bu ilkelerle çelisen yorumlara kapali bir ilkedir.
Milliyetcilik ilkesi, ulusal savasimin çikis noktasini olusturmus ve tüm tutsak uluslarin kurtulus hareketlerine isik tutmustur.

     Atatürk'ün türlü demeç ve söylevlerinde açiklik kazanmis olan bu ilke, Fransiz devriminden sonra dünyaya yayilan özgürlük düsüncesinin tarihsel gelisimi içinde her ulusun kendi kaderini çizme inancinin dogal bir sonucu olmustur.

     Osmanli Imparatorlugunun çöküs döneminde, ulusallik niteligini yitirmekte olan dilimizin sadelestirilmesi ve dünyaya yayilmis Türk toplumlarinin arastirilip incelenmesi hareketlerinin ortak adi olarak Türkçülük akimi biçiminde belirmistir. Zaman zaman bütün Türk toplumlarini birlestirmeyi amaçlayan Turancilik, zaman zaman da Islam Birligi kurmak gibi bir amaca yönelik Islamcilik akimlariyla karistirilmaya baslanmisti.

     Bugün anayasamizda da yer alan milliyetcilik kavrami bir ilke olarak, Türk ulusunun egemenligini kendi iradesine aldigi süreç içinde gerçek anlamini kazanmistir. Akilci, gerçekci, bariçi ve cumhuriyetci bir nitelik aldiktan sonra Atatürk tarafindan "Türk Milliyetciligi" deyimiyle bütün açiklik ve kapsamini, gerçek anlam ve kilavuzlugunu bulmustur. Bugün Atatürk ilkeleri arasinda yer alan milliyetcilik, çagdas anlamiyla siyasal, ekonomik ve kültürel bir devlet sistemi olmustur.

     Milliyetcilik ilkesine göre, Türk ulusu büyük insanlük ailesinin yüksek onurlu bir üyesidir. Bu bakimdan bütün insanligi sever; ulusal onur ve çikarlarina dokunulmadikça baska uluslara karsi düsmanlik beslemez ve asilamaz.

     Milliyetcilik ilkesi, bütün çagdas uluslarla uyum içinde yasamakla birlikte, Türk toplumsal varliginin özel karakterini ve baslibasina bagimsiz kimligini sakli tutmayi esas sayar. Bu bakimdan kendi özüne aykiri akimlarin ülkeye girmesini ve yayilmasini istemez.

     Atatürk milliyetciligi, gerek bagimsiz, gerek baska devletlerin uyrugu olarak yasayan bütün Türkleri, hangi dinden olurlarsa olsunlar derin bir kardeslik duygusuyla candan sevmek ve onlarin refah ve gelismesini candan dilemekle birlikte, siyasal sinir olarak Türkiye Cumhuriyeti sinirlarini tanir.

     Milliyetcilik ilkesine göre, Türkiye Cumhuriyeti içinde, Türk dili ile konusan, Türk kültürü ile yetisen, Türk ulusunun her yönden yükselmesi düsüncesini benimseyen her birey, hangi dinden olursa olsun Türk'tür.

     Milliyetcilik ilkesini, ulusal bilincimize Kurtulus Savasi ile perçinleyen güç, Türk toplumunu birbirine baglayan en yüce bagin ulusçu bag oldugu inancidir. Bu ulusçu bagin en özlü deyisi "Ulusal Birlik Duygusu"dur.

     Milliyetcilik ilkesi özet olarak: "Türk ulusunun yüksek karakterini, yorulmaz çaliskanligini, dogustan gelen zekasini, bilime bagliligini, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik duygusunu araliksiz olarak ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek gelistirmek"tir.

     Milliyetcilik ilkesi, Türk ulusunun "bütün bireylerini, kaderde, kivançta ve tasada ortak bir bütün halinde ulusal bilinç ve ülküler çevresinde toplamak" inancidir.

Devrimcilik
      Devrimcilik ilkesi, Atatürk ilkeleri arasinda devingenlik, eylem ve atilim kavramlarini içlem ve kaplamina almis tek ilkedir.
Atatürk, Büyük Söylevinin sonunda: "Bu açiklamalarimla ulusal yasami sona ermis varsayilan büyük bir ulusun bagimsizligini nasil kazandigini ve bilim ve teknigin en son esaslarina dayali ulusal ve çagdas bir devleti nasil kurdugunu anlatmaya çalistim," diye degindigi çagdas devlet kavramiyla devrimcilik ilkesinin sasmaz isaretini veriyordu.

     Çagdas devleti kuran bir ulusun çagdisi niteliklerden kurtulmasi gerekirdi. Iste, Türk ulusunun, çagdisi niteliklerden kurtulmak, çagdaslasmak için giristigi atilimlarin tümü devrimcilik ilkesinin kapsami içine girer.

     Devrim, sözcügünün su ya da bu anlama geldigini tartismanin devrimcilik kavraminin anlamini degistirmeye bir yarari yoktur. Devrimcilik Atatürk'ün Türk ulusunu çagdaslastirmak için giristigi eylemlerin tümünün, tek ve degismez amacidir.

"Türk ulusunu son yüzyillarda geri birakmis olan kurumlari yikarak, yerlerine ulusun en yüksek uygarlik gereklerine göre ilerlemesini saglayacak yeni kurumlari koymus olmaktir" tümcesiyle tanimlamis oldugu devrim atilimlarini gerçeklestiren Atatürk, "ulusu ve toplumsal ortami hazirlamak" yöntemini uygulamistir.

     Devrimcilik, bu ana yönteme uyarak, yalnizca çagdisi kurumlari yikmak yerine, çagdaslarini kurmakla yetinmemek, ulusu çagdaslasmanin gerektirdigi yeni kurumlara bilimin ve uygarligin kilavuzlugunda çagdas degerlere kavusturmaktir. Bu bakimdan devrimciligi dar anlamda yikip yapmak sinirlari içinde düsünmek, onun biçimsel yönünü görmekten ileri gitmeyen bir dar görüslülüktür.

     Devrimcilik devrime konu olan eylemlerin türüne, niteligine göre bir atilim süreci saptamaktir. Atatürk bu süreci saptamakta essiz bir basari göstermistir.

     Devrimcilik, Atatürk ilkelerinin hemen hemen tümüyle birlesir. Bütün ilkelerin ya neden, ya da sonuç olarak devrimcilikle simsiki bir ilintisi vardir. Bu bakimdan devrimcilik, Atatürk ilkelerinin tümünü gerçeklestirmeye, korumaya ve yasatmaya kesin kararliliktir.

     Devrimcilik gerçek anlamiyla "Türkiye Cumhuriyeti halkini bütünüyle çagcil ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplumsal kurul (heyeti içtimaiye) durumuna vardirmaktir." Devrimcilik, devrim atilimlarini yalnizca biçimsel yaniyla döndürüp yüce anlam ve amacini yitirenlerle savasmaktir. Devrimcilik, ulusun ve ülkenin yücelmesi için sürekli çaba göstermektir. Çünkü "devrimler baslar, ama devrimin bitisi diye bir sey yoktur. Baslamak ve bitmemek gerek dogada, gerek toplumda devrimin, evrimle benzer olan ortak yasasidir."

Laiklik
      Atatürk ilkeleri arasinda devrimcilik, cumhuriyetcilik ve uygarlikcilik ilkeleri ile simsiki iliskili olan laiklik ilkesi, yaygin anlatimiyla din ile dünya, din ile devlet islerinin ayrilmasini öngören akilci bir yöntemdir.
      Laiklik, genis anlamiyla çagdaslasmanin dogal bir sonucudur. Din, bireylerin diledigi inanci tasimasidir. Nasil bireyleri belli bir inanca zorlamak insan haklarina aykiri ise, devleti de belli bir inancin buyrugu altina sokmak çagdas devlet anlayisina aykiridir.

     Devlet yönetiminin dinsel kural ve kurumlardan ayrilmasi, çagdas Türk toplumunun yüzyillardir bekledigi bir devrim atilimidir. Yalnizca, basimevinin ülkeye girmesine engel olup üç yüz yil geciktiren dinsel otoritenin, Türk ulusunun çagdisi kalsindaki olumsuz etkisi bile, din ile devlet islerinin ayrilmasi için yeter ve gerek bir kosuldur.

     Laiklik ilkesi, kimi gerici çevrelerin yorumladiklari gibi, dinsizlik anlaminda düsünülmemelidir. Tersine her yurttasi din ve inancinda özgür birakan temiz ruhlu halkimizi, özellikle köylümüzü, kutsal din duygusunu sömürerek çikar saglayan güçlerin baskisindan kurtaran laiklik ilkesi, toplumdaki mezhep farkliligindan ileri gelen karsitlik ve çatismalari da önleyen en etkili ve olumlu bir yöntem oldu.

     Laiklik, devlet yönetiminde bütün yasalarin, kurallarin ve yöntemlerin, bilimsel ve teknik bulgularla çagdas uygarligin sagladigi verilere ve dünya gereksinmelerine göre yapilmasi ve uygulanmasi ilkesidir.